Hypnos, Nyx ("Gece") ve Erebus'un ("Karanlık") oğludur. Kardeşi Thanatos'tur ("Ölüm"). Her iki kardeş de Ölüler Diyarında (Hades) veya Ölüler Diyarının başka bir vadisi olan Erebus'ta yaşar. Rivayete göre Hypnos, Lethe ("Unutkanlık") nehrinin geldiği ve gece ile gündüzün buluştuğu büyük bir mağarada yaşıyordu. Yatağı abanozdan yapılmış, mağaranın girişinde haşhaş ve diğer hipnotik bitkiler yetişirdi. Mağarasına ışık ve ses giremezdi. Homer'a göre, daha sonra kendine ait bir rüya adası olduğu iddia edilen Lemnos adasında yaşar. Sakin ve nazik bir tanrı olduğu söylenir, çünkü muhtaç insanlara yardım eder ve uykuları nedeniyle hayatlarının yarısına sahiptir.
Mitolojide Uyku:
Uyku tanrısı Hipnoz gece tanrısı Nyx ve Karanlıkların tanrısı Erebus un oğludur. İkiz kardeşi ise Ölüm tanrısı Tanatos’tur. (Ötanazi- Tatlı ölüm sözü de buradan gelir)
Hipnoz ve Tanatos Ölüler diyarı Hades te yaşar. Mağarası unutkanlık nehri Lete nin kenarında Gece ve Gündüz ün buluştuğu yerdeydi Hipnoz Haşhaş başta uyku veren otlar yetiştirirdi.
Hipnoz, Pasitea ile evlenmiştir. Pasitea halüzinazyon ve gevşeme tanrıçasıdır.

Tarihi çanak üstünden bir sahne: Hipnoz ve Tanatos. Sarpeonun bedenini taşıyor.Savaş tanrısı Hermes ise izliyor. Sarpeon Zeus un Truva tarafında savaşan oğludur.

2010 Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Profesör
2004 İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Doçent
1996 İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları
1991 İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi
2009 - Halen Acıbadem Sağlık Grubu
1995 - 2009 İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi
1993 - 1993 Edinburgh Üniversitesi Ulusal Uyku Merkezi
1991 - 1995 İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı, Uzmanlık Eğitimi
Eurepean Respiratory Society (ERS)
American Academy of Sleep Medicine (AASM)
American Thoracic Society (ATS)
European Academia of Allergy Immunology
Türk Toraks Derneği
Spor Kardiyolojisi Derneği
Uykuder
Akciğer dokusunun iltihaplanmasıdır. Sık ve halk arasında çok bilinen zatüree nedeni bakterilerdir. Ancak virüsler, mantarlar, parazitler ve hatta kimyasal buharlar neden olabilir.

Akciğerin hava değişim yeri olan alveollere ( hava kesesi) mikroplar gelir, bedenimiz buna karşı savunma mekanizmalarını devreye sokar ve iltihab hücreleri buraya gelerek savaşı başlatır. Hücreler ve damardan sızan serum bu keseleri doldurur. Bu savaş ateş, halsizlik, yorgunluk yaparken öksürük ile atılan tanımlanan iltihaptır. . Öksürük bu iltihabın atılması için bir savunmadır. Eğer zatürre yaygın ise kanda oksijen düşebilir.
Dünyada 5. Ölüm nedenidir. Antibiyotikler ve aşılama görülme sıklığını ve ölüm oranını azaltsa da halen ciddi riskli bir hastalıktır.
Bu soru hastalarımızın en sık sorduğu sorudur. Doğru yanıt “ikiside olabilir” yanıtıdır.
Mikrop dışarıdan alınabilieceği gibi direncimiz düşünce normalde boğazda, burunda… olan mikrop zatüree yapabilir.
Soğuğa maruziyet, düzensiz beslenme, uykusuzluk, aşırı yorulma…. İnsanın direncini azaltır. Mikroplara karşı direnç azalır. Üst solunum yolu infeksiyonlarıda direnci azaltarak zatüreeyi kolaylaştırır.
Alkol, sigara kullanımı, kronik hastalıklarda direnci düşürür.
Bulaşmada önemlidir. Çok güçlü bir mikrobu almak ve/veya bol miktarda mikrop almak mikroba karşı savaşta insanın mağlup olmasına neden olabilir. Bu yüzden salgın dönemleri başta olmak üzere sık el yıkama önemlidir.
Salgınlarda toplu yerlerden uzak durmak havadar yerlerde olmak önemlidir.
Hekimler zatüreeyi tipik ve atipik olarak ayırır. Bu tedavi seçiminde çok yararlıdır.
Tipik zatüree: ani başlayan, ateş, öksürük, balgam, göğüs ağrısı
Atipik zatüree: Başta eklem ağrısı, boğaz ağrısı izleyerek hafif –orta ateş, kuru öksürük….
Zatüree hekim tarafından ele alınmalı ve tedavi edilmelidir.
Hekim muayene sonrası akciğer filmi ve kan tahlili ister buna gore tedavi başlar.
Her zatüree hastanede yatarak tedavi edilmez. Hasta gençse, solunum yetmezliği yoksa böbrek yetmezliği yoksa şok eğilimi bulunmuyorsa ayaktan tedavi edilir.
Tedavide antibiyotik, ateş düşürücü kullanılır. Dinlenmek çok önemlidir. Tedavi 7-10 gün sürer.
Salgınlarda hasta ile temasta başta olmak üzere el yıkamak çok önemlidir.
Grip aşısı gripten koruyarak üstüne gelebilecek bir zatürreyi engeller.
Zatüree aşısı yaptırmak 50 yaş üstü altta yatan ( kalp, şeker, akciğer, böbrek…) hastalığı olanlarda gereklidir. Bazı ülkeler 50 yaş üstü herkese önermektedir. Ömür boyu etkili zatürre aşısı bulunmuş ve kullanılmaktadır.
İngilizce Sick Building Syndrome ‘dan dilimize çevrilmiş. Amerika Birleşik devletlerinde üç binadan birini etkilediği rapor edilmiş. Depremin bu denli bizi korkuttuğu günümüzde “hasta bina” denildiğinde öncelikle kolay yıkılabilir bina aklımıza geliyor. Burada kast edilen ise gerçekte “bizi hasta eden bina” .
Solunumdan, göze, deriden ağız sağlığına birçok soruna yol açabilen bir sorun.

Birçok hastalıkta tanı kriterleri, testler ve kalıplaşmış tedavi yöntemleri vardır. Hekim hastayı görür, şüphelenir, test eder ve tedavi düzenler. Ancak bina hasta olunca doğrusu bina sizi hasta edince iş biraz karışır. Her şeyden önce hekime başvuran hastanın şikayetleri bir çok hastalıkta olabilen hatta zorlayıcı iş koşullarının sonucu olabilecek belirtiler olabilir.
Baş ağrısı, yorgunluk hissi, uyuma eğilimi, gerginlik, ağız burun kuruluğu, deri ve gözde kuruma buna bağlı kaşıntılar, öksürük… Bu yakınmalar ile gelen bir hastada, enfeksiyondan, şeker hastalığına, astımdan, romatizmaya birçok tanı düşünülebilir. Hiç bir tanıya ulaşılamadığında sıkıntı, kaygı, depresyon... Denilip geçiştirildiği de çok olur.
Hasta bina sendromunda yakınmalar binaya girdikten 1-2 saat sonra başlar, binadan ayrıldıktan sonra ki saat içinde kaybolur. Ancak sürekli bu binada çalışanlarda her gün aynı sorun yaşandığından bazı yakınmalar süreklilik kazanabilir.
Çalıştığınız binada bu ve benzeri sorunları olanlar çoksa hafta sonları ve tatillerde sorun ortadan kalkıyor yada azalıyorsa, çalıştığınız binada işe başlamadan önce bu sorunlarınız yoksa “hasta bina sendromu” olabilirsiniz.
Sendrom kadınlarda daha çok görülür. Kalabalık ofis odasında çalışanlarda, yazıcılı odalarda, kağıdın çok kullanıldığı alanlarda zirve yapar. Yüksek ısılı ( 23oC ve üstü ısıda) alanların sorunu tetiklediği bilinir.
Hasta bina sendromunu ve diğer binaya bağlı solunum sorunlarını anlamak için binada ne soluduğumuzu gözden geçirmeliyiz.
Öncelikle bizim oksijen alıp dışarıya karbondioksit (CO2) verdiğimizle başlayalım. Dış ortamda 300-400 ppm karbondioksit vardır. (Ppm, milyonda partikül olarak anılan bir ölçü birimidir.) Kapalı alanlarda karbondioksit 800-1000 ppm arasında tutulmaya çalışılır. Avrupa standartlarında karbondioksit kapalı alanda 1500 ppm i geçmemelidir. Bu 5000 ppm i geçerse baş ağrısı, bulantı, halsizlik, uyku haline yol açar. 40 000 ppm üstünde ölüme yol açabilir.
Karbonmonoksit: Açık havada kırsalda karbonmonoksit (CO) nerdeyse 0 ppm dir. Şehirde 0-5 ppm arasında değişir. Şehirde ki artış egzos gazlarından gelir. Kapalı alanda da her türlü soba, sigara dumanı ve gaz üreten her türlü ısıtıcı karbon monoksit üretir. Bir ortamda karbonmonoksit 5 ppm i geçerse hızla neden araştırılmalıdır. Temizlenmemiş bacalar, uygun inşaa edilmemiş bacalar sobada ki karbonmonoksiti iç ortamda biriktirip zehirlenmeye yol açar. “Bursa’da lodos can aldı”.. haberlerinin nedeni budur. Sigaranın kapalı alanlarda serbest olduğu zamanlarda “duman altı “ olduğumuzda karbonmonoksit önde gelen zararlı idi.
Diğer hava kirleticiler: Karbondioksit ve karbonmonoksit dışında düşük miktarlarda da olsa bina havasında başımıza bela olan maddeler var. Yer döşemleri, duvar boyları, tavan ve duvar kaplamalarının üretildiği maddeler. Bunların bir kısmı kanserojen maddelerden yapılıyor, özellikle yapıştırılmaları için kullanılan uçucu maddeler solvent içeriyor. Havalanma birde yetersizse gün boyu bu maddeleri soluyoruz.
Ofiste kullandığımız yazıcı, faks benzeri baskı aygıtları ozon ve toz üreterek havamızı bir kez daha kirletiyor.
Bu kirleticilere ek olarak alerji nedeni de olabilen küfler ve ev tozu akarları özelikle halı kaplama ofislerde hava kirliliğine yol açabiliyorlar.
Havalandırma sistemlerinin sadece akım üretici olanlarında kanalda biriken, küf, polen, non-organik tozlar sorun yaratırken, soğutuculu sistemlerde (klima) su kullanıldığı için daha ciddi sorunlar ortaya çıkabiliyor. Bu bölümde ayrıca ele alınacak olan lejyoner hastalığı en ciddi klima hastalığıdır. Bunun dışında da merkezi klimaların su depoları birçok mikrop içinde üreme kaynağı olabilmektedir. Bunu engellemek için kullanılan kimyasallarında ayrı sorunlar yaratabileceği düşünülürse kapalı alanda çalışmanın ve bu alanları sağlıkla hale getirmek için yapılan çalışmaların ne denli zor olduğunu kestirmek zor olmaz.
Prof. Dr. Çağlar Çuhadaroğlu, (d. 1969, Sivas), Türk Göğüs Hastalıkları ve Uyku Bozuklukları uzmanı.
İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden mezun oldu.
1991 yılında İstanbul Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı'nda uzmanlık eğitimine başladı. 1995 yılında uzman oldu.
1993 yılında Edinburgh Üniversitesinde Uyku Bozuklukları konusunda çalıştı. Aynı yıl İstanbul Tıp Fakültesinde ülkenin göğüs hastalıkları alanında ki ilk uyku laboratuarını kurdu.
İstanbul Tıp Fakültesindeki görevi sırasında Farmakoloji kürsüsünde Farmakoekonomi konusunda çalışmalara katıldı. Kardiyoloji, iç hastalıkları, spor hekimliği, gastroenteroloji, diş hekimliği ve psikiyatri kürsüleri ile ortak çalışmalar ve tezler yürüttü.
Bronkokopi ünitesi ve sigara bırakma polikliniğinde çalıştı.
2004 yılında doçent oldu.
İstanbul Üniversitesinde, Akciğer Sağlığı ve Tüberküloz Enstitüsü yönetim kurulu üyeliği, Uluslararası İlişkiler Komisyonu Sekreterliği, ve Satın Alma Komisyonu üyeliği görevlerinde bulundu.
2004-2006 Türk Toraks Derneği (TTD) Kongreleri Program sorumluluğu, 2006-2008 TTD genel sekreterliği görevini yürüttü. 2006-2008 TTD uyku bozuklukları çalışma grubu başkanlığı yaptı.
2010 yılında Sağlık bakanlığı TUKMOS alerji ve immunoloji yan dalı komisyonu üyeliğine atandı. 2014 yılına dek bu görevde bulundu.
Uykuder ve Spor Kardiyolojisi derneği kurucusudur. Türkíye Basketbol Federasyonu sağlık kurulu konsültan üyesidir.
2009 yılında Acıbadem Üniversitesine transfer oldu. Göğüs hastalıkları anabilim dalı başkanlığına atandı. 2010 yılında Profesör unvanı aldı. Aynı yıl Acıbadem Maslak Hastanesi Başhekimliğine atandı.
Haziran - Eylül 2016 da Grup Florence Nightingale hastanelerin de CMC ( Genel Tıbbi Koordinatör) olarak görev aldı.
Yabancı dergilerde 40 ı aşkın yayını yurtdışı kongrelerde 100 e yakın sunusu 18 kitap bölümü vardır. Göğüs Hastalıkları Akıl Notları isimli bir kitabı bulunmaktadır.
Türkiye, KKTC, Gürcistan, Güney Kore, ABD, Azerbaycan,İsviçre, Hırvatistan, Bulgaristan, Kazakistan, Ukrayna, Mısır ve Yunanistan’da konferanslar vermiştir.
İlaç geliştirme ve klinik çalışmalar ile ilgili ulusal ve uluslararası kurullarda danışmanlık yapmaktadır.
Prof. Dr. Çağlar ÇUHADAROĞLU | Göğüs Hastalıkları | Uyku Bozukluğu | Alerji
Prof.Dr. ÇAĞLAR ÇUHADAROĞLU | Göğüs Hastalıkları ve Uyku Bozuklukları Uzmanı
Sleep apnea in adult myotonic dystrophy patients who have no excessive daytime sleepiness.
Sleep Breath. 2009 May 30. [Epub ahead of print] PubMed PMID: 19484280 Kiyan E, Okumus G, Cuhadaroglu C, Deymeer F.
The concordance of manuel (visual) scoring and automatic analysis in sleep staging.
Tuberk Toraks. 2009;57(3):306-13 Oztürk O, Mutlu LC, Sağcan G, Deniz Y, Cuhadaroğlu C.
Effects of nasal CPAP treatment on insulin resistance, lipid profile, and plasma leptin in sleep apnea.
Lung. 2009 Mar-Apr;187(2):75-81. Epub 2009 Jan 7. PubMed PMID: 19127383 Cuhadaroğlu C, Utkusavaş A, Oztürk L, Salman S, Ece T.
Is Sexual Dysfunetion in Women with Obstmetive Sleep Apnea-Hypopnea Syndrome Assoeiated with the Severity of the Disease? A Pilot Study.
Onem K, Erol B, Sanli O, Kadioglu P, Yalin AS, Canik U, Cuhadaroglu C. J Sex Med. 2008
Occult cardiac dysfunetion in patients with obstructive sleep apnea syndrome revealed by tissue Doppler imaging
Kasikcioglu HA, Karasulu L, Tartan Z, Kasikcioglu E, Cuhadaroglu C. lnt J Cardiol. 2007 May 3 I; 118(2):203-5. Epub 2006 Sep 25.
The importance of contact tracer in detection of childhood and female TB cases; a retrospective case-control study in Istanbul.
Tuberk Toraks. 2006;54(1):11-6 Kiliçaslan Z, Amasya A, Cuhadaroğlu C.
The importance of contact tracer in deteetion of ehildhood and female TB cases; a retrospeetive cas e-control study in Istanbul
Kiliçaslan Z, Amasya A, Cuhadaroğlu C. Tuberk Toraks. 2006;54(1): 11-16
Endothelial function in patients with obstructive sleep apnea syndrome but without hypertension.
Oflaz H, Cuhadaroglu C, Pamukcu B, Meric M, Ece T, Kasikcioglu E, Koylan N. Respiration.2006;73(6):75 1-6. Epub 2006 Jun 22
Cardiopulmonary responses to exereise in moderate-to-severe obstmctive sleep apnea
Oztürk LM, Metin G, Cuhadaroğlu C, Utkusavaş A, Tutluoğlu B. Tuberk Toraks. 2005; 53(1): 10-9
Rare cause of diffuse lung fibrotie/nodular pattern in an asymptomatic child
Erelel M, Cuhadaroglu C. Respiration. 2004 Sep Oct;71 (5):542-5.
Hashimoto thyroiditis and obstructive sleep apnea syndrome: is there any relation between them?
Erden S, Cagatay T, Buyukozturk S, Kiyan E, Cuhadaroglu C. Eur J Med Res. 2004 Dee 22;9(12):570-2
Pulmonary artery aneurysm in Behcet's disease: a case report
Kasıkcioglu E, Akhan H, Cuhadaroglu C, Erkan F. Heart Vessels. 2004 May; 19(3): 157-9
The efficacy of laser-assisted uvulopalatoplasty in the treatment of snoring and obstructive sleep apnea
Ozdemir M, Keleş N, Yücel E, Cuhadaroğlu C, Değer K. Kulak Burun Bogaz Ihtis Derg. 2002 May-Jun;9(3): 193-7
Akciğerin özelikle bağ dokusunun belirgin olarak sertleşmesi, katılaşması ve geri dönüşsüz olarak hasar görmesidir. Esneklik kaybolunca ve doku kalınlaşınca oksijen geçişi bozulur. Hava hava keselerine gitse bile kana ulaşamaz.

Nedeni tam olarak bilinmez. Bir grup hastada romatizmal hastalıklar, mesleki hastalıklar ( asbest, tahıl tozu…), ilaçlar ( Bleomisin, metotreksat) , radyoterapi ve gaz inhalasyonları neden olur.
Sıklıkla 50 yaş sonrası gözükür. Çok ender görülür.
Sigara içmek ve genetic yatkınlık riski arttırır.
Sıklıkla hareket halinde ortaya çıkan nefes darlığı ilk belirtidir. Bazı hastalarda kronik öksürük ile başlayabilir. Hastalık git gide ilerler bu yakınmalar artar. Hasta halsiz, kolay yorulur olur.
İnfeksiyon riskleri artmıştır. Bu hastalarda özelikle sigara içenlerinde akciğer kanseri riski çok artmıştır.
Akciğer hipertansiyonu, kalp yetmezliği ve solunum yetmezliği ileri aşamalarda ortaya çıkar.
Muayenede özel dinleme bulguları vardır. Esas tanı röntgen ile konulur. Bilgisayarlı tomografi en doğru yöntemdir.
Solunum fonksiyon testi, yürüme testleri ve bazı kan testleri ile tanı detaylandırılır.
Kesin uzlaşılmış tedavisi yoktur. Hastada bir ilaç, gaz yada meslek şüphesi varsa bu etkenlerden uzak durulmalıdır. Sigara ve her tür tütün içimi sonlandırılmalıdır.
Hastaya egzersiz programı başlamak yerinde olur. Oksijen gerekli ise başlanmalıdır
Kortikosteroid, pirfenidon ve nintenadip sık kullanılan ilaçlardır. Etkinlikleri sınırlıdır.
Akciğer nakli son evrelerde bir tercihtir. Kök hücre uygulamaları araştırma aşamasıdaki uygulamadır.
Bir hekim için hastalığın tanımı isminde saklı olan gelecek yılların tüm dünyadaki en önemli sağlık sorunlarından birisi.
Başta sigara olma üzere zaralı gazlarınneden olduğu KOAH nefes darlığı ile ortaya çıkar. Ancak hasta nefes darlığını hissetmeden çok once hastalık başlamıştır.
Nefes darlığı hissedildiğinde hastalık ikinci basamağına geçmiştir.
Sigara içme en önemli neden olduğundan sigara içicilerin düzenli olarak göğüs hastalıkları uzmanına kontrolü yada en ufak bir durum değişikliğinde hekime başvurması erken tanıda yardımcı olacaktır.

KOAH belirtileri astım hastalığındakilere benzer.
KOAH astıma göre daha geç yaşta ortaya çıkar. KOAH lı hastaların hemen hemen tamamı sigara içicidir. Az bir kısmı mesleki nedenle KOAH olmuştur. Tandır, ocak önünde yıllarca çalışan ev hanımları da mesleki gruba alınmalıdır.
Astım hastasında alerjik yakınmalar ön plandadır.
Astım ataklarla gelir atak arasında hasta rahattır. KOAH lı hastada az çok sürekli yakınma olur.
Astım tedaviye hızlı yanıt verir. KOAH da bu yanıt daha yavaştır.
Her hastalıkta olduğu gibi KOAH’ dada hekimin sorgusu çok önemlidir.
Nefes darlığı tanımlayan ve sigara içen her hastada KOAH düşünülmelidir.
Bunlar KOAH tanısı koyduğumuz hastalarımızın sözlerinden örnekler.
KOAH şüphesi olduğunda ilk yapılacak şey iyi bir muayene ve Solunum Fonksiyon Testidir. Bu hastalar sigara içici olduğundan akciğer filmi çekmek çok çok yararlı olacaktır.
Her hastalıkta genetik etki vardır. KOAH’ da ilk 5 neden nedir derseniz 4 ü sigaradır.
Erken evre KOAH lı sigarayı bırakırsa sorun yaşamaz.
Tüm evrelerde hastayı rahatlatan tedaviler vardır. Hastanın hem yaşamı uzar hemde rahat yaşar.
Sigaraya devam edilirse tedavi başarısı çok azalır hastalık hızla ilerler.
KOAH tedavisinde ilaç önemli bir yer tutar. Ancak solunum rehabilitasyonu olmadan yapılan tedavi eksik kalır.
Solunum egzersizleri, aşılama, sigara bırakma yaklaşımları….. rehabilitasyonun parçalarıdır.
KOAH ilaçları hava yolu açıcılardır. Bunlar içe çekilerek alınan ilaçlardır. Nefesle çekilen ilaçlar doğrudan akciğer giderler, kana nerdeyse hiç karışmazlar böylece en az yan etki ile kullanılırlar.
Son yıllarda ilaç yanıtı az olan iyi rehabilitasyon uygulanan hastalarda coil ve valf tedavileri uygulanmaktadır. Henüz her ülkede onay almamış bu tedaviler ileri vakalarda iyi bir rehabilitasyon ve ilaç tedavisi sürecine ragmen yanıt alınamadıysa denenebilir.
Yabancı madde bedene alındığında beklenen yanıt, sorun çıkmadan bağışıklık sistemi (savunma sistemi) yardımı ile maddenin zararsız hale getirilmesidir. Bu süreçte ortaya çıkan maddelerin kendileri yada başlattıkları reaksiyonlar bedene zarar veriyorsa bu duruma "alerji " denir. Alerji, hava yolu ile, gıda ile yada temas yolu ile gelişebilir.

Alerji hangi hastalıklara yol açar?
Alerji üst hava yollarında etkinse alerjik nezle, gözde ise alerjik göz nezlesi, alt solunum yolunda ise astıma yol açar. Deride görülen alerjik durum ürtiker olarak adlandırılır. Bir insanda sıklıkla birden fazla organda alerji olur.
Neden herkeste alerji yoktur?
Bir madde ( ev tozu, ot poleni, hayvan tüyü) bir insanda alerjiye yol açarken, diğerinde hiçbir sorun yaratmaz. Bunun nedeni kalıtımdır. Her insan bu maddelere karşı tepki verir. Bazıları bu tepkiyi IgE adlı maddelerle(antikorlar) bazıları IgG adlı maddelerle yapar. IgE adlı antikor ile yapan bedenlerde alerjik yakınmalar ortaya çıkar. ( Bu madde kan incelemelerinde alerji tanısı için kullanılır)
Alerji hangi yaşta başlar?
Sıklıkla erken yaşta ortaya çıkar. Ancak alerjinin olması için alerjik madde ile karşılaşmak gerekir. Kutupta doğup yaşamış bir insan 50 yaşında fındık ağacı poleni ile karşılaşırsa 50 yaşında alerjisi olabilir. Ev tozu akarları (mite, mayt) kuru iklimde bulunmaz (Ankara, Niğde...) nemli yerlerde çoktur( Karadeniz, İstanbul) 50 yaşına dek Ankara da yaşayan bir insan bu yaşta nemli bir yere giderse alerjisi ortaya çıkabilir.
En çok nelere karşı alerji vardır ?
Hava yolu ile bulaşan alerjiler en çok, ev tozu akarı, ot poleni, kedi tüyü, ağaç poleni ve küflere karşıdır. Sigara dumanı, yemek kokusu alerjisi yoktur. Herhangi bir şeye alerjisi olan herkes duman ve keskin kokulara daha fazla duyarlıdır (nonspesifik uyarıcılar). Üstelik bu koku ve dumanlar alerjisi olmayanlarda da yakınmaya yol açar.
Öksürük solunum yolu hastalıklarında sıkça rastlanan belirtilerden biridir.
Solunum yollarına giren yabancı maddeleri ya da içeride oluşan bronş salgısı, kan, balgam gibi patolojik maddeleri dışarıya atmak için bir refleks biçiminde ortaya çıkar. Şiddetli bir soluk vermeyle birlikte gırtlağın kapanmasını sağlayan ses tellerinin kasılmasıyla oluşur. Göğüs kaslarının bu sıradaki ani kasılmasına karın kasları da eşlik eder. Soluk borusunun içindeki basıncın yükselmesi gırtlağı açılmaya zorlar ve zorlanan gırtlaktaki ses tellerinin titreşimi tipik öksürük sesinin çıkmasına yol açar. Öksürük solunum yollarının herhangi bir bölümünün uyarılmasıyla gelişen bir refleks değildir.
Örneğin, akciğer hava keseciklerinin duvarı uyarıldığında insan öksürmez. Öksürük öncelikle gırtlak, soluk borusu ve bronşların bir bölümünden kaynaklanır.
Zatürree gibi bir akciğer hastalığında balgam bronşlara ulaşmadıkça öksürük görülmez. Akciğer zarı hastalıklarında, örneğin plöre-zideyse inatçı bir öksürük vardır. Öksürük, solunum yollarında gerçek bir hastalık olmadan da histeri ve ruhsal gerginliğe bağlı olarak baş gösterebilir.

Öksürüğün tedavisi bağlı olduğu hastalığa yönelik olmalıdır. Kuru öksürük, hava kirliliği veya sigara gibi tahriş nedenleri ortadan kaldırıldığı zaman çoğunlukla kesilir. Güzel bir havalandırma ve havanın nemlendirilmesiyle birlikte öksürük büyük oranda azalır.
Enfeksiyon kapılmış ise bu öksürük, antibiyotiklerle tedavi edilmelidir. Enfeksiyonlardan kaynaklanan öksürükler, mikropların akciğerlerde birikmemesi için, kesilmeyip aksine desteklenir.